22 Kasım 2018 Perşembe

Dijitalleşme "işçi kıyımı" mıdır?


Spor takip etmem, televizyon izlemem, haberleri takip etmem diyorum ama kendi işim ve ilgi alanımla ilgili haberler bittikten sonra, dünyada neler olup bittiğini görmek için BBC'ye, Türkiye'de iş ve ekonomi alanında neler oluyor diye de Patronlar Dünyası'na (kötü site tasarımı ve özensiz dizgiye rağmen, magazinden uzak, "bağımsız" ve "tarafsız" içerikleri olduğunu düşünerek) bir göz atarım.

Bugün gördüğüm bir başlık, pek çok konuda kafamda sorgulamalara girişmeme sebep oldu: "IKEA 'dönüşüm' adı altında binlerce işçi kıyımına hazırlanıyor". Başlıktan daha buram buram "solculuk" kokuyor, haklısınız. (Haberde kaynak belirtilmemiş ama Google'da araştırınca haberin soL.org.tr'den aynen alındığını gördüm. "Patronlar Dünyası" gibi ismi kapitalizmi andıran bir haber sitesini takip ettiğim için beni "patron özentisi" diye eleştiren iç sesiniz büyük bir tezat yaşamıştır böyle aşırı Solcu bir kaynaktan aynen haber kopyaladığını öğrendiğinizde sanırım.)

Bu haber başlığının ilgimi çekmesini sağlayan ve beni düşündüren iki temel konu var:

1- IKEA: 
Asıl sorun bu değil ama düşünce akışı olarak buradan başlamak lazım. Ben, İşletme okumuş birisi olarak çok okudum inceledim IKEA iş modelini ve felsefesini. Şahsen, örnek şirketlerden birisi olduğunu düşünüyorum. (Kişisel olarak da lovemark'larımdan birisi; ihtiyacım varsa alışveriş yapmaya oradan başlarım. Şu an bu yazıyı yazarken oturduğum sandalye ve masa da kendi ellerimle kurduğum onlarca IKEA ürünlerinden.)

IKEA hakkında bildiklerimden hızlı bir özet geçeyim: Almanya'dan İsveç'te ufak bir çiftliğe taşınan bir ailenin çocuğu olan Ingvar Kamprad (IKEA isminin ilk iki harfi), tam bir girişimci olarak daha öğrenciyken ufak şeyler satarak ticarete giriyor ve işleri büyütüp bir mobilya dükkanı alıyor. Savaş sonrası İsveç'te milyonlarca aynı tipte ev yapıldığını görüp, buradan bir fırsat yaratarak tam bu evleri döşemek için gerekli tüm ayrıntıları düşünerek mobilyalar ve aksesuarlar geliştiriyor. (IKEA'ya gittiğinizde gördüğünüz örnek odalar.) Seri üretilen tasarım mobilyaları kolay taşımak ve satış fiyatını mümkün olan en düşük fiyatta tutabilmek için de "düz koli sistemi" yani demonte olarak kolide satılan mobilya tasarımlarına geçiyor ve bir nevi şirketin felsefesi böyle oluşuyor.

IKEA'nın yönetim ve hissedarlık yapısında, haberi yapanların ve çoğu insanın bilmediği önemli bir ayrıntı var: Kamprad, şirketi bir vakfa bağlıyor ve kârın ya şirkete geri yatırılması, ya da hayır işlerinde kullanılmasına izin veriyor. Yani alışık olduğumuz Amerikan tipi Kapitalist bir şirket değil IKEA. Evet çok zekice kapitalist uygulamaları var (mağazaların tamamını gezdirmeye yönelik mağaza tasarımı, ucuzluk algısı veren toptan depo alanından alışveriş, çıkışta seri sonu ve hasarlı ürün satışı, çok uygun fiyatlı ve erken açılan restoranları vs...) ama ben bunları "iyi düşünülmüş işletmecilik taktikleri" olarak görüyorum. Sonuçta, çok eski model bir Volvo süren, bisiklete binen, ikinci el kıyafetler giyen bir milyarder olarak geçen sene 91 yaşında öldü şirketin mutlak patronu Ingvar Kamprad ve şirketi hala İsveç'te ufak bir kasabadan yönetilen, geliri vakfa aktarılan, dünyada 150.000 çalışanı olan, yöneticilerinin yarısı kadın olan bir şirket olarak devam ediyor.

2- Solculuk ve dijitalleşme:
Hiç bir dini inancı olmayan, hiç bir insanın doğuştan faklı olmadığını düşünen birisi olarak sağcı olmadığımı biliyordum, o yüzden solcu olduğumu düşünüyordum gençken, ama Türk-Müslüman azınlığın bir parçası olduğumuz için, doğup büyüdüğümüz Sosyalist-Faşist ülkeden kovulup Türkiye'ye yerleşmiş bir ailenin üyesi olarak, Komunizma dönemi hikayelerini dinlemiş ve ailemizin büyük kısmı orada kaldığı için 90'da sistemin çöküşünden sonraki halleri gözlemlemiş olduğum için de Türkiye'deki çoğu solcudan farklı düşüncelerim olduğunu fark ettim ve apolitik oldum. "Herkes bildiği işi yapsın" şeklinde özetlenebilecek Teknokrasi fikrini benimsedim ve 6 yıl önce kendi kurduğum şirketimin de adını Teknokrasi koydum. Bilimin, teknolojinin gelişmesinin tüm insanlık için faydalı olduğunu, herkes için daha rahat bir hayat getireceğini düşünüyorum. Black Mirror serisindeki karamsar gelecek (distopya) senaryolarına inanmıyorum, İnternet'in insan doğasını en iyi yansıtan, en muhteşem icat olduğunu düşünüyorum.

"İşçi kıyımı" gibi tanımı olmayan bir söylemi, işçilerin doğal hakkı olarak görülen işlerinin elinden alınmasını eleştiren, "soykırım" tartışmalarına benzetiyorum. O günkü şartların gerektirdiği değişimin, büyük resimde hiç etkisi olmayan insanların hayatlarını etkilemesi tabii ki acı, ancak sırf o insanlara karşı bir kin duygusuyla alınmış kararlar olarak göstermeyi doğru bulmuyorum. Sırf Yahudi olduğu için insanları yok etmeyi hedeflemekle, daha verimli bir şirket yapısına geçerken bazı pozisyonların artık atıl kalması yüzünden çalışanları işten çıkartmak aynı şey değil. İş dünyasında ilk olarak McKinsey'nin önerdiği "işler iyi giderken de işçi çıkartarak şirket kârını artırma" fikrini de savunmuyorum, ve bahsettiğim haberin de bu mantıkla değil, "dijital dönüşüm" mantığıyla ilgili olduğunu düşünüyorum.

Haberin girişinde, zaten anladığımız anlamda bir işçi çıkartma olmadığı belli oluyor: "IKEA Group, merkezi destek birimlerinde görevli idari personel başta olmak üzere önümüzdeki iki ay içinde 7 bin 500 çalışanı işten çıkarmayı planladığını söyledi". Haberin devamındaki şu kısım, başlıkla tezat oluşturuyor zaten: "IKEA bir taraftan işten işçi çıkarırken, diğer taraftan da yeni mağaza formatlarıyla, online olarak büyüyerek ve dijital konulara yatırım yaparak 11 bin 500 yeni istihdam yaratmayı öngörüyor." 7.500 eski tip işler yapan çalışanın işi ortadan kalkıyor, ama yeni nesil işler yapacak 11.500 iş ortaya çıkıyor kötü mü şimdi bu? Tarım devrimini ıskalayan, teknoloji devrimini es geçmeyi kabullenen bir "gelişmekte olan ülke" mentalitesi bu, solculuk-sağcılık veya sosyalizm-kapitalizm ile açıklayamıyorum.

Son olarak, haberin sonundaki, içimize su serpmesi için eklenen not da benim canımı sıkıyor tam tersine: "IKEA Türkiye'den yapılan açıklamada IKEA Group'un iki yıl içerisinde gerçekleştireceğini duyurduğu işten çıkarmaların, Türkiye'de faaliyet gösteren şubelerini kapsamadığı belirtildi." Yani Türkiye, IKEA için sadece bir pazar, sadece bir mağazacılık operasyonu. Öyle dijital dönüşümden faydalanacak, değer üreten bir pazar değil. Neden değil? Neden olamadık?

"Amazon drone'larını vurarak, taşıdığı ürünleri çalıp satarak hayatını sürdüren serseri gençlik." distopyasında bize neden o dronları uçuranların, o drone'ların taşıdığı "hayatı güzelleştiren" ürünleri satın alanların değil de, kenarından bu işten nasiplenip günü kurtaran serserilerin rolü reva görülüyor?

Yazmaya başlayınca tahmin ettiğimden uzun bir yazı oldu ama Pascal'ın dediği gibi; daha kısa yazacak zamanım yoktu. 😬

2 Ağustos 2016 Salı

En Büyük 300 Web Sitesi İncelemesi

Alexa gibi, web sitelerinin trafiklerini tahmin eden SimilarWeb, eskiden sadece desktop yani bilgisayar başındaki ziyaretleri ölçüyordu. Mobil trafiğin gittikçe arttığını ve hatta toplam İnternet trafiğinin yarısından fazlasını oluşturduğunu bildiğimiz için güvenilir bulmuyorduk SimilarWeb raporlarını. 2016 başından beri mobil trafiği de ölçmeye başlamıştı ve şimdi bunu duyurmak için İnternet'in En Çok Ziyaret Edilen 300 Sitesi diye bir liste hazırlamış. Mobil trafiği katmadan önce sitelerin kaçıncı sırada olduklarını da yanlarına ekleyerek güzel bir karşılaştırma imkanı sunmuş.

Ben TOP 300 listesinde kendi gözüme çarpanları not ettim ve Türkçe sitelerin durumlarını inceledim.
Google siteleri sarı işaretli

  • "Facebook Google'ı geçti" diye başlık atmışlar kendi bloglarında ama listede tam 56 tane Google sitesi var. (YouTube ve Blogger'ı saymıyorum; sadece isminde Google geçen dil/bölge siteleri bunlar.) Toplam Google trafiğini verseymişler iyi olurmuş. Top 50'de bile 18 tane site Google arama motoru.
  • En çok trafik alan com.tr uzantılı site de 24. sıradaki Google.com.tr. Sadece desktop trafiğinde 26.'yken, mobil de dikkate alındığında 24'e çıkmış. Demek ki sadece mobil trafiğe bakıldığında ilk 20'ye giriyor olabilir.
  • YouTube desktop trafiğinde de toplamda da 3. sırada. Mobil cihazlarda daha çok kullanıldığını tahmin ediyorum ama tabi Google'ı geçecek kadar da değilmiş demek ki :)
  • İngilizce olmayan en büyük site VK.com. Vkontakte.ru olarak tam olarak Facebook'un Rus versiyonu denebilir. Türkiye'den de ilginç bir şekilde yoğun trafik alan bir sitedir ;) Rusça diğer siteler: Yandex 11. sırada (mobil eklenince 9.'luktan düşmüş, demek ki genelde bilgisayarda kullanılıyor.) OK.ru, Rusların portalı (bizdeki Mynet gibi) 15. sırada. OK.ru da genelde desktop kullanıcı ağırlıklıymış. Rusya'daki en ilginç durum, Yandex'in domine ettiği bir pazarda zayıf kalan Google.ru'nun 22. sırada olması. Demek ki hiç de zayıf değilmiş Google Rusya'da. Her şeyleri farklı olan Rusların mail için favori servisleri de mail.ru, 17. sırada ve yine mobil trafiği görece düşük. Rusya'nın uzantısı .ru adresiyle 11 site var listede.
  • İngilizce ve Rusçadan sonra tabi ki Çince geliyor ama nüfusuna oranla trafiklerinin düşük kaldığını düşünüyorum. Çin'in en büyük sitesi yine bir arama motoru olan Baidu. Listede 16. sırada Baidu. Çin'in en büyük portalı qq.com ise 40. sırada anca. Hemen ardında 44. sırada da Çin'in Amazon'u Taobao geliyor. 46. sıradaki Aliexpress Çinli sayılır mı bilmiyorum çünkü trafiğinin neredeyse tamamı Çin dışından geliyor ama ticareti Çin'de yaptığına göre Çinli sayalım. Weibo ve Sina gibi Çince sosyal ağlar da listede ortalarda yer alıyor.
  • Yahoo, hem desktopta hem de mobilde 5. sırada. Açıkçası mobil trafik de katıldığında sıralaması düşer diye tahmin ediyordum. Japonya Yahoo da bilgisayarlarda 35.'yken mobil de katıldığında tabi ki yükselerek globalde 27. sıraya yerleşmiş. Geçtiğimiz hafta 5 milyar dolar gibi komik bir fiyata satın alınanYahoo, bir zamanlar 100 milyar dolar değer biçilen şirketin çöküşünü konuşuyor herkes ama şu anda dünyanın en çok ziyaret edilen 5. sitesi olarak çok iyi bir konumda hala. Değerlemenin düşmesi aslında potansiyel getirisinin eskiden hayal edilen kadar yüksek olmadığının anlaşılmasından kaynaklanıyor bence.
  • Hikayenin diğer tarafında Instagram var. Desktop trafiği en yüksek olan 7. site olmasına hayret ediyordum, mobil de eklenince 6. sıraya yükselmiş. Ama dikkatinizi çektiyse, Yahoo'yu geçememiş. Twitter da benzer şekilde desktop'ta 11., toplamda 9. sırada.
  • Mobil ağırlıklı siteleri incelerken WhatsApp örneğini mutlaka incelemek gerekiyor. Biliyorsunuz telefonlarda en çok kullanılan mesajlaşma uygulaması. Aslında bir web sitesi yok, sadece aynı wifi üzerindeyken bilgisayardan da WhatsApp kullanabileceğiniz bir arayüz var. Ben bu ilk açıklandığında da kesin en çok ziyaret edilen siteler arasına girer diye Tweet atmıştım. Öyle de oldu. Top300 listesinde dikkat çeken nokta ise, desktop sıralamada 54. sırada olan WhatsApp.com'un, mobil de dikkate alındığında 59. sıraya düşmesi. Dikkat çekme sebebi de şu: mobilde app kullanılıyor, siteye girilmiyor ki :) Yani düşmesine değil, bu kadar az düşmesine şaşırdım aslında.
  • Porno konusunu geçiyorum, ama listede oldukça fazla porno site olduğu görülüyor. Nedense mobilde daha da yüksek sıralamaları genelde.
  • Eticarette tabi ki Amazon dikkat çekiyor. Amazon.com 13. sırada, ve listede Amerika dışındaki 7 ülkenin Amazon siteleri de var. Ebay ancak 25. sırada. Listede 4 ülkenin Ebay sitesi var. Eskiden ziyaretçi ve sayfa gösterimi olarak çok daha yukarıda olurdu Ebay ama eski popülaritesini kaybetti sanırım.
  • Türkiye merkezli Sahibinden.com 132. sırada. Üstelik çok iyi mobil uygulamaları olmasına rağmen mobil trafik eklenince 138'den 132'ye çıkmış, demek ki mobilden de çok ziyaret ediliyor. (Sahibinden.com'un ilk online pazarlama müdürü olarak bu konuda çok teorim ve fikrim var ama yazıyı bölmek istemedim.)
  • Milli Eğitim Bakanlığımız, 238. sırada meb.gov.tr ile temsil ediliyor. Üstelik listedeki sadece 2 devlet sitesinden birisi. (Diğeri 217. sıradaki ABD Sağlık Bakanlığı sitesi nih.gov) Tabi MEB sitesinin trafiğinin büyük çoğunluğunu çocuklarının notlarını online olarak E-Okul'dan takip eden ebeveynler olduğunu düşününce, bu muazzam trafik bir anlam kazanıyor. Bir de öğretmenlerin ve eğitimcilerin online sistemi MEBBİS var yoğun olarak kullanılan.
  • Sadece Türkiye trafiği ağırlıklı siteleri süzersek, şöyle bir liste çıkıyor: google.com.tr 24, Sahibinden.com 132, yandex.com.tr 162, milliyet.com.tr 184, hurriyet.com.tr 207, meb.gov.tr 238. Yani Türkiye'nin en çok ziyaret edilen sitelerinden sadece en büyük 6 tanesi İnternet'in en çok ziyaret edilen 300 sitesi arasına girebiliyor.
Benim yorumlamam bu kadar :)

23 Temmuz 2015 Perşembe

Her gün geride kalmak kader mi?

Atatürk, 10. Yıl Nutku'nda "Kültürümüzü muasır medeniyetler seviyesine çıkaracağız." demiş. Atatürk'ün, bırakın İnternet'i, doğru düzgün iletişim kanallarının bile olmadığı zamanlarda, bu kadar derin ve kapsamlı analiz yapabilen ve bu kadar net saptamaları olan birisi olması ben her zaman çok etkiliyor. Bakın "ekonomimizi", "hayatımızı" veya "ülkemizi" diyebilirdi, ama "kültürümüzü" demiş. Modern siyasetçilerin "kişi başına düşen gelir", "duble yol", "hava alanı sayısı" gibi şeylerle gelişmişlik ölçtüğüne dikkat edin. Atatürk, bir ülkenin gelişmesi için, yollar köprüler hatta fabrikalar yapmanın yeterli olmadığını o zamandan biliyormuş.

Neredeyse bütün Atatürk devrimlerinin kültürel olması bu yüzden diye düşünüyorum. O zamanki devrimler, o zamanın şartları yüzünden mecburen üstten inme olarak uygulanmış ama zaten hiçbir değişim birden bire toplumun tamamı tarafından talep edilip olmaz. Alttan gelen değişimi başlatanlar o toplumun ancak %1'ini oluşturur. Değişim önce kendi çevrelerinden başlar, sonra giderek yayılır ve belli bir kritik oranı geçtikten sonra toplumun "kültürü" değişir. Oran olarak çok düşük olsa da, bu yetişmiş kişileri ülkede tutamamanın ne kadar büyük bir felaket olduğunu şu anki Yunanistan'da görebilirsiniz. (Ülkenin kaynaklarını kullanarak yetişen insanların, kendilerine daha iyi imkanlar sağlayan diğer AB ülkelerine göçtüğü için Yunanistan'ın belini doğrultamadığı teorisine katılıyorum ben.)

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk entellektüellerinden olan Tanpınar, 1950'lerde "Türkiye, evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor." diyerek, iyi eğitimli ve idealist birisi için bu ülkede yaşamanın ne kadar zor olduğunu çok net anlatmış. Ama bu bir bahane olamaz, olmamalı! Zaten bir ülkeyi geliştirecek olan "yetişmiş kişiler", güncel olayları veya spor, magazin gündemini takip etmiyor olmalı.

Nefret söylemiyle, kalıplaşmış boş etnik-dini söylemlerle geçen her gün bizi geriye çekiyor! Hayatımızı, çocuklarımızın hayatını, semtimizi, şehrimizi, bu ülkeyi, bu toplumu geliştirmek için tek yapabileceğimiz şey: sürekli kendimizi geliştirmek ve kendi alanımızda en iyi olmaya çalışmak, sonra da bunu çevremizdeki potansiyeli yüksek kişilere aktarmak.

İnternet'in herkese eşit imkanlar sağladığı bir dünyada, "Türkiye'de yaşadığımız için bir o teknolojik gelişmeleri kaçırmışız" deme lüksümüz yok. Her erkeğe zorla askerlik yaptırıp sınırda nöbet tutturarak, insanlara "lütfen bugün bari paylaşımlarınıza dikkat edin" diye sözde hassasiyetlerle başkalarının ne yapmaması gerektiğini dikte ederek bu ülkeyi kalkındıramayız. Terörü sosyal medyada lanetleyenler, teröre hizmet ediyor, hatta büyütüyor; çünkü terörün amacı zaten tam olarak bu: başka bir şey düşünmeyi engelleyecek şekilde insanların beyninin felç etmek.

Medyada gördükleriniz yüzünden İsrail düşmanı olabilirsiniz, devlet terörü yaptığını düşünüyor olabilirsiniz, ama orada yaşayan insanların da sürekli savaş durumunda olduğunu, sürekli füze saldırısı tehdidi altında oldukları bir gerçek. Peki nasıl oluyor da sürekli terör psikolojisinde olması gereken o ülke, dünyanın en büyük teknoloji geliştiricilerinden biri olup bütün dünyaya teknoloji ihraç ediyor? Çünkü kültürlerini çatışma/nefret üzerine değil, bilim, eğitim ve gelişim üzerine kurmuşlar. Yahudi annelerin çocuklarını büyütürken "senden bir Nobel istiyorum, çok şey mi istiyorum" dediği şakası yapılırken, biz neden kazaya ve kadere inanmak zorunda kalalım?

Özetle, diyeceğim şu ki: Kendimizi, kendi uzmanlık alanlarımızda geliştirmeden, çevremizi geliştirmeye çalışmadan geçen her gün geride kalıyoruz! Bunun bir özrü, mazereti yok, kabul etmiyorum!

1 Mart 2015 Pazar

Mankenlerle aynı global köyde yaşıyoruz

Amerikan kültürünün beni en şaşırtan özelliklerinden birisi, insanların aynı şeyleri yaparak, aynı şeyleri giyerek, aynı şekilde davranarak farklılaştıklarını düşünebilmeleri. Teknolojinin Dünya'nın her yerinde, herkes tarafından erişilebilir olması ve İnternet sayesinde bu kültür aslında yeni nesil Dünya kültürü üzerinde de egemen oldu.

Mankenlerde bile teknolojinin kültüre etkisi çok belirgin olmuş. 80'lerde dünyanın ünlü mankenlerinden olan Ines de La Fressange, o zamanlar mankenlerin birbirlerini gördüklerinde "Aman Tanrım, sen de mi buradasııın" (OMG!) diye bağırıp birbirlerine sarıldıklarını, bunu bir olay haline getirdiklerini, sahne arkasının böyle bir yer olduğunu anlatmış. Günümüzde ise tüm mankenlerin kulaklarında iPod, ellerinde iPhone'la İnstagram ve Twitter "izleyerek" oturduklarını söylüyor.



Mango'da belki asgari ücretle çalışan görevli kızlarla, dünyanın özenerek izlediği mankenlerin neredeyse aynı online hayatı yaşamaları çok ilginç değil mi? Aynı müzikleri aynı cihazlardan dinleyip, aynı kişilerin İnstagram paylaşımlarını aynı telefon ekranlarından izliyorlar.

Bir arkadaşımın iPhone ilk çıktığı zamanlarda, telefonundan İnternet'e girmekle hava atan Koç'tan (üniversiteden) bir arkadaşa "nargile kafedeki közcüde de o telefondan var lan" demesi aklıma geliyor.

Teknolojik determinizmin (yani teknolojinin insan hayatını ve kültürü etkileyen en önemli şey olduğu düşüncesinin) fikir babası McLuhan'ın 1970'lerde öngördüğü "Global Köy" dönemi geldi ve bu yazıyı İnternet'ten okuyan herkes bu köyde yaşıyor.

9 Şubat 2015 Pazartesi

2015 Mağazacılığa Değişim Getiriyor

Dünya'da ve özellikle en büyük pazar olan Amerika'da, son zamanlarda retail (mağazacılık, perakendecilik) alanında önemli gelişmeler oluyor.

Bazı alt sektörlerde ve bazı yıldız şirketlerde işler iyi gitse de, genel tablo biraz karışık. Öncelikle, yıl başı ve Noel sebebiyle hep iyi geçen Aralık satışlarının bu sefer düştüğü ortaya çıktı.

Dünya'nın en büyük mağazacılık şirketi Walmart, yıllık raporunda Amerikalı tüketicilerin gittikçe fakirleştiğini ima etmiş: Amerikalıların en az %80'inin yılda en az bir kez Walmart'tan alışveriş yaptığı düşünülünce, dikkate almak lazım bu değerlendirmeyi. Forbes, 2015'in mağazacılığa neler getireceğini analiz ettiğinde, dollar-store konseptli mağazaların (bizdeki "milyoncular") artacağı tahmininde bulunmuş.

1- SkyMall iflas etti
"Bir dönemin sonu" olarak nitelenen gelişmeyle, uçaklardaki vergisiz ürün satışını yapan SkyMall iflas açıkladı. İflas etmelerinin sebebi, insanların artık uçaklarda cep telefonlarıyla oyalanıyor olmasıymış.

2- Staples, Office Depot'u alıyor
Amerika'nın en büyük mağazacılık alt sektörlerinden olan ofis/kırtasiye alanındaki lider Staples, rakibi Office Depot'u 6,3 milyar dolara almak istiyormuş. Bu satın almanın gerçekleşmesi için Rekabet Kurumu'nun onayı gerekiyor ve kabul etmeme ihtimali var deniyor. Yine de yatırımcılar, ayakta kalmak ve kar etmek için birleşmenin gerekli olduğunu düşünüyormuş.

3- RadioShack iflas etti
Amerika'nın Teknosa'sı diyebileceğimiz RadioShack iflas açıkladı. Kendisine ait 4.000 mağazasıyla, son yılların en büyük iflaslarından birisi oldu bu. (Son 4 yılda 1 milyar dolar zarar etmiş. Türkiye'de o kadar zarar edebilecek büyüklükte şirket bile çok az.)  "Sıra kimde" diye soruluyor finans çevrelerinde. Yine eski ama sorunlu bir mağaza zinciri olan Sears için de RadioShack ile aynı kaderi paylaşacağı korkusu hakim. Analistler, küçülmeye çalışan ve 235 mağazasını daha kapatacağını açıklayan Sears'ın aynı yolda olmadığını ve batmayacağını düşünüyormuş:

4- Barbie de mobil cihazlara yenildi
"Barbie" bebek ile tanıdığımız dünyanın en büyük oyuncakçılarından Mattel'in CEO'su, üst üste kötü geçen yılların ardından istifa etmiş. Suçlu yine tabletler ve mobil cihazlar, çünkü oyuncaklarını yerini alıyorlarmış.

5- Lüks giyim markalarında sıkıntılı bir döneme girildi

- Ralph Lauren gelirlerde düşüş açıkladı
- Hugo Boss, işlerin yavaşlamasını Avrupa'nın ekonomik durgunluğuna bağlamış ve Orta Doğu ve Asya'ya ağırlık vereceklerini söylemiş.
- Burberry de seneyi iyi kapatmamış. Özellikle Hong Kong'daki talep düşüşüne bağlamış kötü gidişi:
-LVMH: Dünya'nın en büyük lüks marka ailesi LVMH (Louis Vuitton, Bulgari, Givenchy gibi markaların sahibi) ciro ve karlılığını artırırken, dünyadaki tüketim alışkanlıklarının değişmesinden dolayı lüks markaların yavaşladığını söylemiş.
- Kering: Dünya'nın ikinci en büyük lüks marka ailesi Kering (Gucci ve Yves Saint Laurent gibi markaların sahibi) yavaşlayan satışları Çin'deki regülasyonlara bağlamış.
- Armani ve Versace'yi Amerika'ya ilk getiren mağaza zinciri Cache mağazaları da iflas açıklamış. Son aylarda iflas açıklayan beşinci ünlü mağazacıymış.
- Ralph Lauren, ciroda beklentilerin altında kalmış.
- Michael Kors, mağaza satışlarında düşüş açıklamış:
- Coach, üst üste birkaç yıldır düşüş açıklıyormuş, geçen çeyreği de %22 düşüşle kapatmış.
- Pazarın lüks markalardan H&M, Zara gibi daha günlük kıyafetlere kaydığı söyleniyor ama H&M de artan ciroya rağmen karlılıkta sorunlu olduğunu göstermiş yıllık raporunda.
- Ek bilgi: Amerika'da ekonomi iyi gitse de, giyim perakendecileri dükkan sayısını azaltıyormuş.

6- Target Kanada'dan çekiliyor
Amerika'nın en büyük ikinci mağazacılık zinciri Target, yıllardır zarar eden (toplam 5 milyar dolara mal olan) Kanada operasyonlarını durdurduğunu ve 133 mağazasını kapatarak, 17.000 çalışanı işten çıkaracağını açıklamış.

7- JC Penney katalogu geri getiriyor
Amerika'nın en büyük mağaza zincirlerinden JC Penney, 5 yıl önce "dijitale geçiyoruz" diyerek kaldırdığı basılı katalogları bu sene geri getiriyormuş. "Meğer insanlar katalogdan görüp İnternet'ten alıyormuş" demişler. Bakalım satışlardaki düşüş o yüzden miymiş, biz de görmüş olacağız bu örnek üzerinden.

8- American Apparel, kurucu CEO'sunu kovdu
American Apparel, kurucusu ve CEO'su Dov Charney kendi şirketinden atılmış. En beğenilen giyim şirketlerinden biri olarak görülmesine rağmen, şirketin finansallarının ve gidişatının çok da iyi olmadığı düşünülüyormuş. Bu arada "şişman ve çirkin insanların benim markamı giymesini istemiyorum" dediği için büyük beden üretmeyen AA, kurucuyu gönderdikten sonra büyük beden de üretmeye başlamış. Loş ışıklı mazağazlar, mağaza içinde yüksek sesli müzik, kapıda üstsüz, kaslı erkek görevliler gibi devrimsel mağazacılık uygulamalarını yapan insandı Dov Charney.

9- Restoran söktöründe ciddi bir değişim oluyor

- Shake Shack son zamanlarda bomba gibi geliyor. Çok iyi bir halka arz yaptı. Kurucuları, bunun bir kültürel hareket olduğunu ve potansiyelinin daha da yüksek olduğunu söylüyor. Türkiye'deki boş dükkanlarını görünce yakında Türkiye'den çıkacaklarını düşünüyordum ben.

- McDonald's için zor zamanlar. Kötü gidişin sonucu olarak CEO görevden ayrıldığını açıkladıktan sonra, yerine bir İngiliz olan Markadan Sorumlu GMY getirilmiş. Hisse senetleri bu gelişme üzerine epey yükselmiş ama McDonald's için sorunların bittiği anlamına gelmiyormuş bu.

- Başlarda McDonald's'ın yatırım yaptığı ve sonra tamamen çıktığı Meksika usulü ızgaracı Chipotle'de ise işler iyi gidiyormuş, tek dertleri et fiyatları ve büyümeymiş. Amerika'da, son iki senedir gittiğimde gözlemlediğim inanılmaz bir popülaritesi ve bununla birlikte gelen büyümesi var Chipotle'nin.

- Yemek alanında dijitaldeki bir gelişme de ilginç: Amerika'nın açık ara en popüler restoran değerlendirme sitesi olan Yelp, kuruluşunun onuncu yılında ilk defa kara geçtiğini açıklamış.


Diğer satır başları

- ABD'de açıklanan işsizlik rakamlarına göre son 3 ayda 1 milyon kişi işe girmiş ve bu da 90'lardaki büyüme ve refah dönemine tekrar dönüldüğü yorumlarını getirmiş. Obama'nın göreve gelmesinden beri işsizlik neredeyse yarı yarıya azalıp %5,7'ye düşmüş ama daha önemlisi, iş gücüne katılım oranı çok ciddi yüksek seviyelere gelmiş. Bu da insanların ekonomiye güvenlerini gösterdiği için, seçimlerde aslında kaybetmesi beklenen Demokrat Parti için bir umut olmuş:

- Siemens'in 7.800 çalışanını işten çıkartacağı söyleniyor. 1 milyar Euro tasarruf edeceğini ve bu tasarrufu otomasyon ve dijitalleşme için harcayacağını açıklamış.

- Apple kendi mağazalarını işleterek ve aşırı popüler ürünlerini satarak iyi para kazanıyormuş ki, CEO yıllık primini ikiye katlamış (9,2 milyon dolar). Apple, kendi ödeme sistemiyle de aslında diğer mağazacılara kolaylık sağlıyor. Mobil ödemede Apple Pay sayesinde 4 kat artışlar olduğu söyleniyor.

Amazon, yıllardır cirosunu katlayıp yine de kar etmeme geleneğini devam ettirerek, son çeyrekte iyi bir kar açıkladı ama yıllık bazda 2014'te yine zarar açıkladı:

- Retail tarafındaki ilginç bir gelişme de, Amerika'da gittikçe yasallaşan esrarın resmen bir sektöre dönüşmesi ve dijitalde kendi reklam ağını bile kurmuş olması.


5 Ocak 2015 Pazartesi

2014'te Geride Kaldığımız Dijital Mega Trendler


Herkes 2015'te bizleri nelerin beklediğini, neleri konuşacağımızı listelerken, ben 2014'te teknolojinin yaşayışımızı nasıl değiştirdiğini analiz etmek istedim, sonuçta da Türkiye için olumsuz bir liste çıktı o yüzden yıl başı heyecanının geçmesini bekledim yayınlamak için.

İnternet global ama İnternet'in getirdiği tüm değişimleri İnternet erişimi olan herkes aynı anda, aynı şekilde yaşayacak diye bir kural yok.

Zaten "Digital Divide" (Dijital Uçurum) denilen teori, teknolojiye erişimde avantajı olan toplumlarım diğerlerine göre her zaman daha ileride olacaklarını ve hatta farkı açacaklarını söylüyor. Yani Amerika'da Avrupa'da yaşanan değişimleri çok kolay takip edebiliyoruz ama Türkiye topraklarında yaşanan kültür değişimi oralara göre çok geri kalıyor.

İşte bu Dijital Uçurumun alt tarafında kalan bir toplumun üyesi olarak ben, uçurumun üstünde 2015'te neler olacağıyla ilgili yararsız öngörüler yapmaya çalışmaktansa, bizim 2014'te uçurumun alt tarafında nelerden uzak kaldığımızı listelemeye çalıştım.

Tüm toplumun yaşayışını, yani kültürü değiştiren gelişmelere mega trendler diyoruz. "Değişim yavaş yavaş yaşanır, sonra birden bire". İşte birden bire değişen şey aslında toplumun "kültürünü" değiştirecek kadar çok kişinin o değişimi yaşamış olması, yani kritik kütleye ulaşılmış olmasıdır. Gelişmiş ülkelerde kritik kütleye ulaşarak kültürü etkileyen, bizim Türkiye'de sadece seyirci kaldığımız gelişmelerden benim dikkatimi çekenler şunlardı:

1- Paylaşım ekonomisi

Ev paylaşımı için AirBnB, araba kiralama için Uber, araba paylaşımı için Lyft, evcil hayvan bakımı için Dogvacay ve insanların kendi evlerindeki küçük ev aletlerini paylaşmalarına imkan veren sitelerden, birlikte yatırım yapmalarını sağlayan Kickstarter gibi sitelere kadar bir sürü alanda insanların yaşamlarını değiştiren paylaşım ekonomisi, 2014'te kültürü de değiştirdi. New York'taki taksilerin aylık cirolarının ciddi olarak düştüğü açıklandı ve taksi lisans bedellerinin 1 milyon doların altına indiği haberi geldi. Yasal çerçevesi belirsiz olduğu için sıkıntı yaşayan Uber, ABD başkenti Washington DC'deki politikacıların başlıca ulaşım aracı oldu. Bu arada bir yatırımcı "paylaşım ekonomisi aslında kiralama ekonomisi" dedi ve bence de çok mantıklı.

2- Sesli arama

İngilizcede oldukça iyi çalışan Google sesli arama özelliği, Amerika'da hem gençler hem yetişkinler arasında çok popüler (%50 günlük kullanım oranıyla) ve kültürel olarak ana akıma girdiğinin bir göstergesi olarak: birisi "OK" dediği zaman, sesli aramayı aktive etmek için kullanılan cümle olan "OK, Google" diye tamamlanması şeklinde şakalar yapılıyor ve herkes şakayı anlayıp gülüyor. SEO çalışmalarından mobil geliştirmelere kadar oldukça önemli bir kültürel değişiklik bu.

3- Dijital TV

Amerika ve İngiltere'de televizyon denilen şey artık "dijital". Dijital film/dizi kiralama sistemi Netflix'in toplam üye sayısının 60 milyonu geçtiği ve tek başına Amerika'daki İnternet trafiğinin %35'ini oluşturduğu tahmin ediliyor. Kiralık ev ilanlarında "evde Netflix vardır" yazması önemli bir seçim kriteri haline gelmiş. YouTube üzerinden milyonlarca film izlenmesi konusu bile televizyonun ve sinemanın geleceği hakkında ipuçları veriyor.

4-Şirketler için: Data

"Kızının hamile olduğunu babasından önce bilen süpermarket" gibi havalı ama "münferit" örnekler dışında derinlemesine örnekleri şu an bu yazı için bulamasam da, kültürel olarak İngiltere ve Amerika'da verinin en önemli kaynak olarak görüldüğünü söyleyebiliyorum. Zaten Big Data değil, genel olarak veriye verilen önemle ilgili bir kültürel değişim var. Veri artık sadece bir çıktı olarak değil, daha baştan bir girdi olarak konumlanıp ona göre sistemler geliştirilmesinin norm olduğu bir döneme girilmiş. Gelişmiş ülkelerdeki biriyle konuşurken, data toplanması konusunda Türklere göre ne kadar daha detaylı düşündüklerini hemen anlayabiliyorsunuz.

5-Pazarlamacılar için: Micro-Video ve Gif

Vine, İnstagram video ve Tumblr gibi aşırı popüler siteler sayesinde, 15-30 saniye arasındaki videolar artık ana akıma girmiş. Beyaz Saray'ın resmi sitesinde "2014 yılının en iyi 10 Gif'i" şeklinde bir yazının yayınlanabiliyor olması bile kültürel değişimi gösteriyor. Mikro-videolar genelde telefonla çekiliyor ve prodüksiyon kalitesiyle dikkat çekmekten ziyade içerikleri sayesinde popüler oluyor.

Bu mega trendlerin dışında Big Data, Nesnelerin İnterneti, Robotlar, ve Giyilebilir Teknolojiler konusunda da Türkiye'nin çok ötesinde gelişmeler var, ancak açıkçası onların henüz günlük hayatı etkileyip, kültürün bir parçası olduklarını söylemek için bence erken.

Herkese mutlu yıllar :)

1 Ağustos 2014 Cuma

Sosyal Medyadan Neden Korkuyoruz?

"Sosyal Medya" kalıbındaki "medya" kelimesini ilk başlarda yadırgıyordum; halkla ilişkiler ve reklamcılık doktorası yaptığım için, milyonlarca insanın farkında olmadan ürettikleri ve bir düzeni olmayan içeriklerin toplamının "medya" tanımına girmediği noktasına takılıyordum.

Ancak gün geçtikçe fark ettim ki, düzenli bir "medya" olmasa da, sosyal medyanın profesyonel yöneticiler, ajanslar ve siyasiler üzerindeki etkileri, geleneksel medyanın etkileri ile aynı. Eskiden televizyona, gazeteye haber olarak düşmekten korkan insanlar, şimdi sosyal medyada haklarında kötü bir şey yazılacak diye korkuyor. (Aynı şekilde gazetede kendi şirketinin reklamını görünce sevindikleri gibi sosyal medya sitelerinde de reklamlarını görünce seviniyorlar mı bilemem, o ayrı bir konu olabilir.)

İşin kötü tarafı, sosyal medyanın anarşik yapısı, geleneksel medyadaki eşik bekçilerinin olmadığı ve profesyonel medyacıların yerine medyanın bir parçası olduğunun bile farkında olmayan ve oto-sansür mekanizması olmayan insanların ürettiği içeriklerden oluşan; yani kısaca içeriklerin sistematik olarak engellenemediği bir medya var bu sefer karşılarında. Eskiden en azından halkla ilişkiler adı altında "basınla ilişkiler" veya doğrudan ikili ilişkiler kullanılarak kontrol edilebiliyorken, artık kontrol edemedikleri bir medya ile uğraşmak zorunda kalıyorlar. Bu da düzenli ordu savaşı yerine, insanların sinirlerini bozan ve halkı terörize eden terörle savaş pozisyonuna geçmeye benziyor. Artık "kaba kuvvetle bastırırız" düşüncesi yerine, "ne yapsak da bu terörün sebeplerini ortadan kaldırsak" düşüncesinin gelmesi gerekiyor.

İnsanlar eskiden de kendi aralarında şirketlerle, markalarla veya siyasilerle ilgili şimdikine benzer şeyleri konuşuyordu, ancak yöneticiler bunları görmüyordu ya da gizleyebiliyordu. Artık çok daha iyi bir halkla ilişkiler ekibi gerekiyor, hatta mümkünse çok daha iyi bir şirket olmaya çalışmak gerekiyor. (Bir de sosyal medya yöneticilerinin çok daha olgun olması gerekiyor bence. Eskiden yazdığım "Sosyal Medya Hesaplarınızı 23 Yaşında Biri Yönetmesin" yazımın da hâlâ arkasındayım.)


Son zamanlarda en çok okunan yazılar: